Güç ve İktidar

Aralık 24, 2019 0 Yorum Kategori : , , , , , , ,


GÜÇ VE İKTİDAR

İnsanoğlu tarih boyunca gücü ele geçirerek iktidar olma ve bunun sonunda da maddi ve manevi anlamda huzur yakalama peşinde koşmuştur. Bir başka deyimle insanoğlu iktidarı ele geçirme uğraşları ve savaşları ile Tanrı veya tanrılarla barışık yaşayarak manevi huzura ulaşma çabaları içine de girmiştir.
Güç ve iktidarı ele geçirmek için insanların kullandığı en etkin yöntem,  tarih boyunca din ve inanç öğretilerinin siyasallaştırılması olmuştur. Çünkü insanlar ve toplumlar, bağlı bulundukları din ve inanç öğretilerinin kendilerine ne söylediğine veya söylemediğine bir şekilde bakarlar ve onları önemserler.
Sümerlerde, Mısırlılarda ve diğer pagan (çok tanrılı) toplumlarda tanrılar kimi zaman kral veya imparatorlarla özdeşleşmişler, Eski Yunan ve Roma uygarlıklarında ise tanrılar sayısal olarak daha da artmış, insanlar gibi evlenip çoluk çocuk sahibi olabilmişlerdir. Kralların çoğu yarı tanrı sayılan insanların evliliğinden olan kimselerden gelmedir.  
Bazı inançlardaki sakatlıklar kimi zaman bir uygarlığın sonunu getirmiştir. Aztekleri İspanyol istilacılarına karşı koymamaya götüren etkenler arasında Aztek inançlarının olumsuz etkilerini göz ardı etmemek gerekir. Yerleşik Aztek inancına göre falcılık ve kehanet sonucu o yıl geleceğini sandıkları tanrıyı bekleyenler, İspanyol ordularını törenle karşılamış ve kendi sonlarını kendileri getirmiştir. İspanyol Komutanı Herman Cortes’in beklenen tanrı değil, sonlarını getirecek katiller sürüsünün başı olduğunu anlayamamışlardır.
Kimi inançlar da tarihi süreç içerisinde gücü elinde tutan başkaları olduğunda kral veya hükümdarın emrine girmiştir. Havari Aziz Petrus  “Herkese hürmet ediniz, Kardeşleri seviniz, Rabb’dan korkunuz, Hükümdarlara hürmet ediniz” diyerek Roma İmparatorunun etkisine girmiş, kişiliğinde tarihin takiyye ve sahte davranışlara tanıklık etmesine yardımcı olmuştur. Benzer açıklamaları yine Hıristiyan Havarilerinden Aziz Paulus’un sözlerinde de bulmak mümkündür. Aynı zihniyetin devamı olan kilise, Ortaçağ Hıristiyanlığı döneminde güç ve iktidar ellerine geçince, saygıyı, hürmeti unutmuş, engizisyon mahkemelerinde bilim insanları ve karşıt görüştekilere kan kusturmuştur. 
Gücü ve iktidarı eline geçirenler, her dönemde inançları istismar etmeye devam ettiler. Haçlı Seferlerini salt dini duygularla yapılan seferler olarak görmek saflıktır. Avrupalı Kral ve derebeylerin düzenledikleri ve Papalığın da desteklediği bu seferlerin amacı kutsal toprakları Müslümanlardan kurtarmak değil, bu toprakların zenginliklerine el atmak ve var olduğu söylenilen mistik hazineleri ele geçirme arzusuydu. Ama yüz binleri oralara kadar götürmek için haçın gücüne ihtiyaçları vardı ve o yüzden de öne haçı koydular. Tıpkı günümüzde “demokrasiyi” koydukları gibi.
Haçlı Seferleri ile net bir şekilde karşımıza çıkan bu anlayış, sonraki dönemlerde emperyalist yayılmanın temellerini atmıştır. İşgalci devletler, kazancını artırmak veya yeni kazanç peşinde koşan uluslar arası şirketler, adına küresel sermaye denilen finans kuruluşları, toplumların inançlarını sömürerek ve alet ederek hep ele ele vermişler, yerli işbirlikçiler bulmuşlar ve emellerini gerçekleştirmişlerdir.  
Kenya Kurucu Devlet Başkanı Kenu Kenyattu’nun romanlara bile konu olan şu sözleri ne acıdır:
“Beyazlar Afrika'ya geldiklerinde bizim topraklarımız, onların İncilleri vardı. Bize gözlerimizi kapatarak dua etmeyi öğrettiler. Uyandığımızda gördük ki onların toprakları bizim İncillerimiz vardı.”
Bizim tarihimizde de durum batılı ülkelerden veya diğer uygarlıklardan farklı gelişmemiştir. Güç ve iktidarı elinde bulunduranlar İslam dinini istedikleri gibi yorumlayıp kendi çıkarlarına kullanmışlardır.
     Emeviler döneminde İslam, Hz. Muhammed’in getirdiği İslam’dan farklı şekillenmiş, toplumlar bu yeni şekillenen inanca sarılmışlardır. Kutuplaşmalar bu dönemde iyice artmış, halk birbirine düşman edilmiştir. Gücü ve iktidarı elinde bulunduranlar İslam peygamberinin torunlarını yine İslam adına yok etmişlerdir. 
Emevilerden sonra gelen Abbasiler döneminde yine aynı uygulamalara devam edilmiştir. Bu dönemde İslam’da mezhepsel ayrışmalar hızlanmış, çatışmalar artmıştır. İmam-ı Azam Ebu Hanife, Abbasi halifesinin istekleri doğrultusunda fetva vermediği için  zindana atılmış ve işkence edilerek dövülmüştür. Bazı kaynaklar zindanda zehirlenerek öldürüldüğünü de belirtir.
    Osmanlı İmparatorluğunun bazı dönemlerinde, özellikle 14. ve 15. yüzyıllardan sonra güç ve iktidarı elinde tutanlar, Sünni İslam Milliyetçilerinin devlete sahip olmasını sağlayarak, Seküler Türkler ve mutasavvıfları hedef almışlar, Şeyh Bedreddin'in boynunu vurmuşlar, Pir Sultan Abdal'ı asmışlar, Yunus Emre'nin şiirlerini yasaklamışlar, Aleviler hakkında ölüm fetvaları verdirilerek yüz binlercesinin ölümüne ve sürgününe sebep olmuşlardır. Aynı anlayışa sahip dini yorumların sonucunda bu dönemin Memluk Halep'inde de Seyyid Nesimi'nin derisini yüzmüşlerdir. 
      Cumhuriyet döneminde bile gücü ve iktidarı elinde bulunduranlar (1923-1950 arası hariç) Sünni tarikatların yorumlarını kendilerine silah olarak kullanmışlar ve inanç sistemlerini iktidarlarını korumak için alet etmişlerdir. 
 Her ülkede gücü ve iktidarı elinde tutanlar, insanlığın geleceğinin göründüğü kilimi dokumaya devam ediyorlar. İnandıkları öğretilerde hırs, kin, kan ve düşmanlıklar günah sayılsa da!

KAYNAK:
T. Karabulut, Tarihten Bugüne Güç ve İktidar Oyunu, İstanbul 2010
Z. Yazıcı, İslam Medeniyeti ve Müesseseleri Tarihi, İstanbul 2003
J. Hammer, Osmanlı Tarihi, İstanbul 1991
T. Uslubaş, Geçmişten Günümüze Dünya, İstanbul 2013





Benzer Yazılar

0 yorum