Unutulmaya Yüz Tutmuş Bir Geleneğimiz: Mesudiye'de Köy Düğünleri

Nisan 02, 2017 1 Yorum Kategori :

Toplumun temel taşı kuşkusuz bireydir. Ancak birey tek başına benliğini ve soyunu sürdürme olanaklarından yoksundur. Bu yoksun oluş, onu toplumun en küçük sosyal ünitesi olan aileyi kurmak üzere evlenmeye zorlar. Evlenmeyle de toplumsal yaşayışın temelleri atılmış olur.
Evlenme ve düğün törenleri 1960’lı yıllardan önce Mesudiye’de kendine özgü özellikler taşımaktaydı. Genç kuşakların bu geleneksel özellikleri tanımalarını, bilmelerini önemsedim. Bu nedenle geçmiş dönemlerdeki evlenme ve düğün törenlerini anlatmayı uygun buldum.
                                        ***
Mesudiye İlçesi’nde evlenmeler, genel olarak ülkemizin diğer yörelerinde görüldüğü gibi olmakla birlikte bazı yerel özellikler de taşımaktadır. 1960’lı yıllardan itibaren “görücü usulü” evlenmeler ve başlık parası gelenekleri yok denecek kadar azalmıştır. Evlilikler çoğu kez birbirini tanıyan gençler arasında görülmektedir.
Evlenmeye karar veren gençler, genellikle aynı köyden gençler arasında olurdu. Bununla birlikte yakın köylerden ve dışarıdan evlenenler de vardı.
Mesudiye’de normal evlenmeler çoğu kez hasat mevsiminin sona ermeye başladığı sonbahar aylarında gerçekleşirdi. Evlenmeye özgü gelenekler, ilçenin bazı köylerinde ufak tefek farklılıklar gösterse de genelinde şu şekilde olurdu:
Önce evlenecek gençler birbirleriyle tanışmışlarsa daha çok erkeğin annesi, bazı kadınlar aracılığıyla kız tarafının nabzını yoklamakla işe başlar. Buna mahalli deyimle  “ağız arama” denilir. Eğer olumlu işaretler görülürse dünürlüğe gidilir. Dünürlük kızın resmen istenmesidir. Dünürlüğe gidilirken, erkek tarafı, aile reisi başta olmak üzere akrabalar ve köyden sözü geçenler arasından bir topluluk seçer.  Bunlar, dünürlüğe geleceklerini genellikle önceden kız tarafına bildirirler. Dünürlük ziyaretleri daha çok akşamları olur. Kız evinde toplanılır. Önce havadan sudan konuşulur. Sonunda gelenlerin en sözü geçen kişisi, “Allah’ın emri, Peygamberin kavli…” diye başlayarak kızlarını oğullarına istediklerini bildirir. Bu gibi durumlarda kız tarafının biraz “nazlı” davranması gelenek halindedir. Kız tarafı eğer kızı verici iseler “Allah’ın emrine ne diyelim? Yazıları öyleyse olur” gibi sözler sarf ederler. Bazen de dayısına, amcasına danışalım diye “nazlılık hallerini” sürdürürler. Bu durumun gereğinden fazla tekrarlanması halk arasında “kız kapısı kale kapısıdır” deyimini doğurmuştur.
Sonuçta kızın verileceği kesinleşmişse “söz kesme” işine başlanır. Söz kesmede başlık parası, oğlan evinin yapacağı ev eşyaları ve çeyizler ile yapılacaksa nişan töreni günü kararlaştırılır. Başlık parası daha çok söz kesildiği günde verilir. En kısa zamanda da diğer eşyaların, yani kıza alınacak çeyizlerin tamamlanması için çarşıya-pazara çıkılır. Buna “eksik görme” de denilmektedir. Eksik görme sırasında eşlere takılacak yüzükler, kıza takılacak bilezik ve altın ile elbise, saat, küpe ve ayakkabılar alınır.
Eşler bazen nişanlılık dönemi de yaşarlar. Fakat ilçe köylerinde nişanlılık süresi kısa tutulmaya çalışılır. Hatta söz kesimini izleyen ilk günlerde resmi nikâh kıyılması iyice yerleşmiştir. Nişanlıların eskiden olduğu gibi birbirlerinden kaçma durumları da yoktur.
Söz kesimi sırasında nişan töreni yapılması kararlaştırılmışsa bu tören de yapılır. Nişan törenlerinde daha çok kemençe çalgısı vardır. Bazı nişanlarda davul zurnanın olduğu da görülmektedir. Nişan törenine hemen bütün köy halkı davet edilir. Törene gelen davetliler geniş bir salona toplanırlar. Eğer havalar sıcaksa harman düzlükleri de nişan takılmak için ideal yerlerdir. Törende kemençe eşliğinde mahalli oyunlar oynanır. Sonra oğlan evi tarafından gelin için eksik görme sırasında hazırlanan çeyizler bir valiz ya da bavul içerisinde ortaya getirilir. Bu arada damat ve gelin de hazır bulunurlar. Gelin ve damat, her iki ailenin büyüklerinin ellerini öperler. Bu sırada nişan duası yapılır. Nişan duasını genellikle köy imamı okur. Daha sonra valiz ya da bavul açılır. Oğlan evi tarafından geline ne gibi çeyizler alınmışsa bir kişi tarafından yüksek sesle hazır bulunanlara gösterilir. Bu arada orada bulunanlardan “hatırlı” bir kişi tarafından iki genç için de mutlu yaşantılar dilenerek nişan yüzükleri takılır. Yüzük takımından sonra oğlan evi tarafından hazırlanan koyu kıvamda şerbet davetlilere ikram edilir. Bu durum, nişan törenlerine “şerbet içme” denilmesine de yol açmıştır.
Nişan töreni sırasında aileler düğün gününün kesin tespitini de yaparlar.
Düğün günü yaklaşmıştır. Erkek tarafı düğün gününe ailesinin tüm olanaklarını seferber ederek hazırlanır. Ne kadar çok masraf edilirse, ne kadar konuklara hizmet edilirse düğünün o kadar “şanlı-şöhretli” olduğu kabul edilir. Bunun için de erkek tarafında düğün gününden genellikle bir hafta önce hazırlıklar başlar. Buna “çuval ağzı açma” da denilir. Yine bu günlerde erkek tarafı akraba ve yakın komşularını toplayarak bir yemek verir. Buna da “danışık yemeği” denilmektedir. Bu yemekte düğün hazırlıkları gözden geçirilir. Düğünde yapılacak işler için işbölümü yapılır.
Düğünler çoğunlukla üç gün sürer. Perşembe ya da Pazar günü gelin almak adettendir. Bu nedenle de salı veya cuma günleri düğünlerin başlama günleridir. 
Önce kız ve erkek tarafı ayrı ayrı köyde ve çevrede bulunan tanıdıklarını düğüne davet ederler. Bu davete “düğüne çağrı” denilir. Düğüne çağrı yapılırken bazen özel davetiye yazdırılır, bazen de özellikle köylerde sabun, yazma ve mendil gibi hediyelerle bu çağrı yapılır. Bazı hatırlı kimseler ise ayakkabı, terlik, gömlek gibi eşyalarla düğüne davet edilir. Komşular da düğün başlarken düğün evine yardım amacıyla bazı hediyeler verirler. Bu hediyeler köylerde çoğunlukla l gödük buğday veya arpa şeklindedir.
Mesudiye İlçesi’nin tüm köylerinde düğün çalgısı davul-zurnadır. Bazen kemençe de bu çalgılara eşlik etmektedir.
Düğünün birinci gününde çalgıcılar köydeki komşu evlerinin önünde davet çalgıları yaparlar. Buna “nöbet çalgısı” da denir. Nöbet çalgıları sırasında çalgının çalındığı hane sahibi çalgıcılara küçük hediyeler verir. Düğünün genel yöneticisi daha çok düğün evi dışından hatırlı bir akrabadır. Bu kişiye “düğün kâhyası” denilmektedir. Düğün kâhyası çalgıcılara eşlik etmek ve yol göstermek üzere köy evlerini dolaşabilmeleri için bir kılavuz görevlendirir.
Önceden kararlaştırılan ve oğlan evi tarafından kız evine verilecek olan yemeklik, etlik, mutfak ve diğer ev eşyaları gibi malzemelerin kız evine teslimi de birinci gün yapılmaktadır. Bu malzemelerin yemeklerin dışında kalanları gelin alınırken tekrar oğlan evine getirilecektir. Buna “ağırlık götürme” denilir.
Birinci günün akşamı küçük düğün gecesidir. Bu gece daha çok düğün evinin akrabaları eğlenir. Yenilir, içilir. Ertesi günün hazırlıkları gözden geçirilir. Kimlerin ne işler göreceği tekrar gözden geçirilir. Küçük düğün gecesinde eğlenen bu akraba kişiler ertesi gün gelen konuklara hizmet edeceklerdir. Geceleri düğün evinin önüne “meydan ateşi” yakmak adettendir. Bu ateş ısınma amacıyla yakılır.
Düğünün ikinci günü de köydeki evlere nöbet çalgıları, yani düğüne davet çalgıları devam eder. Nihayet akşam yaklaşmıştır. Büyük düğün gecesi başlayacaktır. Bu gece düğüne davetlilerin gelecekleri gecedir. Düğüne gelenler çalgıcıların “karşılama havası” ile buyur edilir.
Büyük düğün gecesindeki gelenekler ilçenin bazı köylerinde farklılık gösterir. Örneğin bu gece bazı köylerimizde yenilir, içilir, oyunlar oynanır. Yine meydan ateşi yakılır. Bu ateşin etrafında palyaçolara benzeyen “köçekler” oynatılır. Daha sonra da damat ortaya çıkarılarak bir ya da iki kişi tarafından çeşitli muziplikler yapılır ve damada bahşişler toplanır. Sonra tekrar mahalli oyunlar oynanarak düğün gecesi sona erdirilir.
Bazı köylerimizde de büyük düğün gecesinde yaşlılar ve gençler için ayrı ayrı odalar düzenlenir. Bu odaların sayısı bazen 8-10 kadar olur. Herkes anlaşabileceği arkadaş gruplarıyla büyük düğün gecesinde eğlenecektir. O nedenle de çalgıcıların eşliğinde gruplar odalara yerleştirilir. Odalara düğün evi tarafından bir hizmetçi görevlendirilir. Düğün sahibi odaları teker teker gezerek gelenlerin hatırlarını sorar. Daha sonra düğün evinde komşu kadınların da yardımıyla hazırlanmış olan yemekler ikram edilir. Yemeklerin başında çevrenin en belirgin yemeği olan “keşkek” gelmektedir.
Gençler, yemekten sonra içki âlemine başlarlar. İçki sırasında saz çalıp türkü söyleyenler dinlenir. Sohbet edilir. Geçmiş yıllarda özellikle büyük düğün gecesi tabancalar ateşlenir, mermiler atılırdı. Tabancaların iyi çalıştığının halk arasında söylenmesi bir övünç vesilesi olurdu. Öyle düğünler olmuştu ki düğünde atılan mermi parasıyla o düğünün maliyetinin karşılanabileceği söylenmiştir. Büyük düğün gecesinde damat bütün odaları ziyaret ederek hoş geldiniz der. Yanı sırada bir şişe içki ve bir paket sigara getirmeyi unutmaz. Masa başından kalkmaya yakın masanın hediye zarfı hazırlanır. Önce bir liste düzenlenerek kimlerin ne kadar bahşiş verdikleri belirtilir. Paralar bu liste eşliğinde bir zarfa konulur ve damada teslim edilir. Odalardan çıkan gruplar meydan ateşinin etrafında mahalli oyunlar oynarlar. Bu durum bazen sabaha kadar sürer.
Yaşlıların oturduğu odalarda ise yemekler yenilir. Bahşişler verilir. Yaşlılar, gençlerin bulundukları odalara gelmezler. 
Kız evinde de eğlenceler düzenlenir. Büyük düğün gecesindeki kız evinde yapılan bu eğlencelere “kına gecesi” eğlencesi de denilir. Kız evi akrabaları ve kadınlar bu gece toplanırlar. Yemekler yenilir. Daha sonra kız evi erkekleri oğlan evine düğüne giderler. Bunların oğlan evinde ağırlanışları biraz farklı olur. Ya da öyle gözükür. Bu arada “köprüden geçinceye kadar… dayı denir” deyimi sürekli hatırda tutulur.
Kız evinde kalan kadınlar eğlencelerine devam edeler. En çok kemençe eşliğinde oyunlar oynanır. Gelinin de oyunlara katıldığı olur. Eğlencelerin sonuna doğru tabakta kına ezilir. Gelinin eline kına yakılırken diğer genç kızlar tarafından türküler, maniler söylenir. Bunlar daha çok gelinin baba evine veda sözleridir.
Çambaşı’na çıktım da anam
Çıram yanmadı
Etrafıma baktım da anam
Kimsem kalmadı
                Anamı anamı kızlar anamı
                Çarşamba geceleri yakın kınamı
Sazak yere ev yapma anam
O batar gider
Uzak yere kız verme anam
O yiter gider
                Anamı anamı kızlar anamı
                Çarşamba geceleri yakın kınamı
Sacayak bacağı anam
Yerden yücedir
Kız senin duracağı anam
Bir bu gecedir
                Anamı anamı kızlar anamı
                Çarşamba geceleri yakın kınamı
Bu maniler kına süresince uzar gider.
Sabah olur. Düğünün üçüncü ve son günü başlamıştır. Bu güne “gelin alma” günü de denir. Geçmiş yıllarda gelin oğlan evine götürülürken daha çok atlarla götürülürdü. Gelinin yanında özel kıyafetlerle refakat eden kadınlara da “dünürcü/düğürşü” denilirdi. Son yıllarda atların yerini otomobiller almıştır. Günümüzde o özel giysili dünürcü/düğürşülere rastlanmamaktadır.
Gelin ve damat son hazırlıklarını yaparlar. Damat yıkanır, önceden hazırlanmış olan “damatlık” elbisesini giyer, sağdıcıyla bir oda ya da köyün yüksek bir yerinde bekleyedurur. Önceki yıllarda damadın yanına götürülen “yastık götürme” âdeti son yıllarda kalkmıştır. Bu arada her iki düğün evinde de son hazırlıklar tamamlanmıştır. Çalgıcılar, kız evinin kapısında “gelin alma havası”nı çalmaya başlarlar. Kız evinden daha önce oğlan evi tarafından getirilen eşyalarla, kız evince hazırlanmış bulunan ev eşyaları çıkarılır. Bir araba ya da birkaç at sırtına yüklenir. Özellikle mutfak eşyalarını birkaç gencin oğlan evine başlarının üstünde götürmeleri gelenek halindedir.
Nihayet gelin özel giysileriyle baba evinden çıkarılır. Süslenmiş taşıt araçlarına bindirilir. Bazı köylerde damat da yanında birlikte bulunur. Tabi ikisinin de yanlarında sağdıçları bulunmaktadır. Bu arada cepleri renkli bahşiş basmalarıyla süslenmiş çalgıcılar, özel “yol havalarını” çalmaya başlamışlardır. Evlenenlerin evi biraz yakınsa dolambaçlı yollardan gidilerek yol uzatılır. Yollarda bazen düğün sahibinden bahşiş almak isteyen barikatçılara da rastlanır. Oğlan evine gelinir. Gelin içeri girerken bazı köylerde damat tarafından, bazı köylerde de kaynana tarafından gelinin üstünden toplananlara bozuk para ve şeker serpilir. Davulcu davuluna daha bir hızlı vurur, zurna tiz bir sesle kesilir. Oğlan evi tarafı şöyle bir genişler. Güçlükler bitmiştir. Düğünlerini “yüz akıyla” yapmışlardır. 
Düğün sahibi, törene katılan bütün komşularına elini göğsüne götürerek teşekkür eder. Bu arada kaynana özellikle bekârlara “darısı başınıza” diyerek iyi dileklerde bulunmayı unutmaz.
Gelinle beraber gelen eşyaların içinde çeyiz sandığı büyük önem taşır. Bu sandığı damadın yakını olan kadınlardan birisi açar. Sandık açılırken damat tarafından bahşiş verilir. Bu arada gelinin odası hazırlanır. Gelen eşyalarla dayanır, döşenir.
Akşam da olmuştur. Gelin, odasında duvağıyla beklemektedir. Gelinin yanında yalnız sağdıcı olan kadın bulunmaktadır. Komşu evde bulunan damat da sağdıcıyla birlikte gelir. Damat gelin odasına girerken yakın arkadaşları tarafından biraz hırpalanır, yumruklanır. Bu heyecanının geçmesi içindir. Damadın gelin odasına girmesine “gerdeğe girme” denir. Gelinin yanında bulunan kadın sağdıç onları el ele tutuşturduktan sonra odadan çıkar. Yalnız kalmışlardır. Ev de tamamen boşaltılmıştır. Sadece ikisi vardır. Bu arada damat ve gelin birbirlerinin ayaklarına basma yarışına girerler. Atik davrananın aile dirliğinde diğerinden üstün olacağı kabul edilir. Damat, gelinin duvağını açar. Ancak “görümcelik bahşişi” vermeyi ihmal etmez. 2 rekât namaz kılmak da adettendir. Kız evinde kızın annesi tarafından hazırlanmış olan ve çeyiz sandığından çıkarılan börek sinisi ortaya alınır. Gelin ve damat böreğin en ortasından tadarlar. Artık yeni bir hayata başlamışlardır…
Sabahleyin gelinin yatağını özel görevlendirilmiş bir kadın toplar. Çarşafları kontrol etmeyi de unutmaz.
Bu güne aynı zamanda “duvak günü” de denir. Kaynana akraba ve komşularını evlerine davet eder. Küçük de olsa bir şenlik düzenlenir. Gelin büyüklerinin elini öper. Bu arada damadın sağdıcı tarafından geline bahşişler verilir.
Yaklaşık bir hafta sonra da kızın baba evine el öpmeye gidilir. Oğlan evi tarafından bir grup giderek kız evinde yemek yenilir. Bazen “damat kızartma” denilen oyunlar da oynanır. Bu oyunlarda amaç kız babası tarafından damada bahşiş verilmesidir.
Böylece toplumun en küçük ünitesi olan bir aile daha kurulmuştur. 

Benzer Yazılar

1 yorum

  1. Değerli yazarın "Unutulmaya Yüz Tutmuş Bir Geleneğimiz: MESUDİYE’DE KÖY DÜĞÜNLERİ" başlıklı yazısını okurken bugünden geçmişe bir yolculuğun hikayesi akide tadında olduğunu hissettim. Kaybolmaya yüz tutmuş geleneklerden neleri yitirdiğimizin acısını da hissetmedim değil. Evrensel değerlerimizden sevgi, saygı, paylaşma, birlikte yaşama arzusu, dürüstlük, imece vb. gibi yok olduğu gerçeğinin de hikayesi. Okura bu yüzleşmeyi sorgulatan bir yazı. İyi ki varsınız. Sağolun Hocam. Nedim GÜRSOY

    YanıtlaSil