Mesudiye Köylerinde Ekin İmecesi

Şubat 18, 2017 1 Yorum Kategori :


Ordu il merkezinin 110 km. güneyinde bulunan Mesudiye ilçe merkezi ve köyleri toplu yerleşim birimleridir.
Buralarda yerleşim birimlerinin toplu olması, yörede sosyal yardımlaşma ve dayanışma ruhunu geliştirmiştir. Geçmişte Mesudiye yöresinde imece çalışmaları çok yaygındı. İmece çalışmalarının farklı bir kültürel özelliği vardı. Komşunun biri zor duruma düştüğü, ya da herhangi bir işin birden fazla kişiyle yapılması gerektiğinde Mesudiye köylüsü imece şeklinde yardıma koşardı. Çünkü aynı durumun kendi başına gelebileceğini düşünürdü.
İmece çalışmaları daha çok yol yapımı, felaketlerden sonraki yapım ve onarımlar, hasat mevsiminde ot ve ekin biçme şeklinde görülürdü.
Günümüzde artık nostaljik bir anı olarak kalan Mesudiye yöresindeki imece çalışmaları, elli yıl önce gerçekten de görülmeye ve yaşanmaya değer ortak çalışma kültürüydü. 1950-1960’lı yıllarda benim de içinde bulunduğum cıvıl cıvıl gençlerle kaynayan köyler bu kültürün uygulama alanlarıydı. Şimdi isterseniz o yıllara dönelim.
                                                  ***
Hasat mevsimindeki ekin biçimi imecesine köylerde genellikle “ırgat etme” denilir. İmeceyi yapacak ev sahibi önceden ya komşularına ekin biçmeye giderek alacaklı duruma gelmiştir, ya da komşularından kendilerine “ödünç” olarak imeceye gelmelerini ister. Burada alacak işi kesinlikle parasal değildir. Kendi imece gününe hazırlık yapmadır.
Ekin imecesine çoğunlukla gençler katılır. Bu nedenle de ekin tarlasında hem çok sıkı bir çalışma olur, hem de gençler arasında duygusal ilişkiler meydana gelir. Bu durum, Mesudiye yöresinde ekin konulu pek çok maninin söylenmesine yol açmıştır. 
İmece çalışması yapılacak ev, bir gün önceden imeceye katılacakların sayısına göre gerekli hazırlıkları yapar. Bu hazırlıklar çok önemlidir. Aksi halde yemeklerin beğenilmemesi, ya da “yavan” olması durumunda çalışan ırgatların manilerle durumu hicvetmelerine neden olabilir. Doğal olarak bu durumu bilen imece sahipleri “ırgat günü”nde mümkün olduğu kadar bol çeşitli ve besin değeri yüksek yemekler hazırlar. Bunların başında keşkek, etli yemekler, kaymak, yoğurt ve sebzeler yer alır. Ev sahibi bilir ki yemekler ne kadar gösterişli olursa “ırgatlar” o kadar çok çalışacaktır.
İmeceye katılacak ırgatlar sabah yemeğini evde yerler. Bu kahvaltı değil, yemek şeklindedir.
Evlerin çoğu bağdadi tipinde yapılmış ahşap evlerdir. Genel olarak donanmış ve imkânlar ölçüsünde “dayanmış döşenmiş” bir odası vardır. Mutfakları geniştir. Oturma odası olarak da mutfaklar kullanılır. İmeceye katılacak ırgatlar bu geniş mutfakta ve genellikle aynı sahanda yemeklerini yerler.
Tırpan veya ot orağı denilen aletlerle özellikle arpa ekini biçilmez. Bu aletlerle biçilen ekinlerin başakları döküleceğinden imece çalışmalarında “el orağı” kullanılır. El orağı kısa saplı ve küçük ağızlı oraklardır.
Sabah yemeği evde yenildikten sonra ırgatlar süratle ev sahibinin tarlasının yolunu tutarlar. Tarlaya varıldığında ekinin yatımına göre vaziyet alınır. Irgatların en tecrübelisi ve sözü geçeni “öğnerci başı” olur. Tarlaya sıralanan ırgatların en yukarısında bulunan öğnerci başı, öğleden önce biçilebileceğini gözüne kestirdiği yeri ayarlar. Öğnerin ortasında çalışan ırgatlara ortacı, sonunda çalışanlara da pöçükçü denir. Genç ve yiğit olanlar genellikle ortada çalışırlar. 
Çalışan ırgatların beraberce biçtikleri alana öğner denir. Öğner gittikçe genişleyen bir hal alır. Çünkü öğnerci başı öğneri genişletmek için sürekli yukarı biçer. Ortacı veya pöçükçülerden birinin ekin biçerek öğnerci başının önüne geçmesi, öğnerci başına büyük prestij kaybettirir. Bu nedenle de öğnerci başı sürekli alanı geniş tutarak bu tehlikeye hedef olmaz.
Ekin tarlaları köy kızlarının kendilerini gösterecekleri en iyi çalışma alanlarıdır. Kendilerine güveni olmayanlar bu tip imecelere katılamazlar. Kızlı erkekli bu imecelerdeki en küçük hatalar hemen bir maniyle yüzlerine vurulur.
Ekin tarlalarındaki maniler bazen bir yuva kurar, bazen hazin bir aşkı anlatır, bazen de acıklı gurbet duygularını yansıtır. Mani, çalışanların sevinci, aşkı, üzüntüsü, neşesidir. Manisiz bir ekin imecesi düşünülemez.
İmece çalışması yapılan tarlada her zaman iyi bir manici bulunur. Gerçi gençlerin hepsi mani söylerler ama iyi mani söyleyen, ırgatları coşturan kişiler fazla çalışmasalar bile imece düzenleyen ev sahiplerinin en çok aradıkları ırgatlardır.
İmecelerdeki maniler genellikle öğnerci başı tarafından başlatılır. Ekin imecesi manilerinin çoğu Faldacalı Kemençeci Rüştü Tuncalı’ya aittir. Fakat ırgatların “yaktıkları” maniler de az değildir.
Ekini biçe biçe
Çıktım öğner başına
Adam heves ediyor
Gelmiş onbeş yaşına

Gençler arasında fısıldaşma başlar...Heves edilen kimdir?... Acaba dünkü duydukları doğru mu?...Mani onun için mi söyleniyor?
Pöçükteki iki kafadar sözleşmişçesine bağırırlar:
Yatmışlar...
Yağı bala katmışlar...
Bir güzel öpmüşler...
Nerede?
Şu karşıki tepede...
Öğnerci başı durumu sezmiştir. Olayı kapatmak için hemen ırgatları coşturur:
“Hey heeeeeey!....iiiiii  hu hu hu.....”
Mani kendisine mi söylendi acaba? Ayşe neden böyle kızarıyor? Yok canım kızmasının bir anlamı yok. Dün akşam Onunla konuşurken kendisini gören olmamıştı. Emindi. Fakat o da ne? Fatma da bu maniyi kendisi için söylüyordu.
Ekini biçe biçe
Bulamadım ucunu
Dahasını söylemem
Ayşe bilir suçunu

Ortalarda çalışan Hanife’nin morali bozuktur. Öğnerci başının ısrarıyla mani söylemek zorunda kalmıştır. Maniler ırgatlarca bazen de sırasıyla söylenir. Hanife’nin derdi nişanlısından. Bu günlere kendisine soğuk davranıyordu. En iyisi ona maniyle cevap vermekti.
Ekin biçtim göğ idi
Nerden aldın öğüdü
Ben üstüne düştükçe
Senin gönlün büyüdü

Hatice daha da dertliydi.Sıra kendisine gelince sevdiği genç aklına geldi. Bir türlü evlenememişti onunla şu kör olası dünyada. Çaresiz söyleyecekti.
Ekini biçe biçe
Ağrıdı bileklerim
Çok yalvardım Allah’a
Geçmedi dileklerim.

Öğle vakti yaklaşmıştır. Öğnerci başı gittikçe genişleyen öğnerin öğlede bitmesini amaçlamaktadır. Irgatların biçtikleri yerleri arada sırada kontrol eder. Ekinlerin başaklarını dökmeyen ve yerde saman bırakmayan ırgatlar başarılıdır. “Püsür” biçen ırgatlar, “kafasına vurup gözüne kan indirme” veya “peçelleme” şeklindeki deyimlerle uyarılır. Zaten püsür biçen ırgatlar fazla tutulmazlar.
El orağı ile her defasında el doluncaya kadar biçilen ekine “pırmıt” denir. Bazı köylerde biçilen ekinler desteler halinde bırakılır. Nem oranı fazla köylerde ise bu pırmıtlar bir “bağ” olancaya kadar destelenir ve ortalarından bağlanır. Bağları belinden saran daha uzun ekine “kem” adı verilir. Kem yapılacak ekin, kökü kopmasın ve daha iyi bağlansın diye el ile yolunur. Irgatlar çalışırken bağların kemlerini daha çok yaşlı ırgatlar yapar. Çünkü kem yapılırken ve bağ bağlanırken dinlenme imkânı bulunur. 
Öğnerci başı gittikçe genişleyen öğneri tarlanın yukarı kısmından kesmiştir. Artık kalan kısım ırgatlarca kuşatılmıştır. Bir an önce bitirilip öğle yemeği yenilecektir. Fakat gittikçe küçülmesine rağmen bir türlü bitmek bilmeyen bu kısıma ırgatlar “iyice kocadı” derler. Sanki bu deyimde, yaşamakta ısrar eden ihtiyarlara izafeten söylenmeyi amaçlayan bir ima yatmaktadır.
Öğneri bitirmeden yemek yenilmeyeceğini bilen ırgatlar son bir gayretle öğneri bitirirler.
Öğle yemeği vakti gelmiştir. İmeceye katılan ırgatlar, tarlanın yanındaki gölgesi büyük bir ağacın altında toplanırlar. İmece sahibi oturulacak yere bir cecim veya dastarı serer. Yemeğe daire şeklinde oturulur. Tarlaya öğle yakını evden yeni getirilmiş yemekler sırasıyla yenmeye başlanır. Sulu yemekler önce yenilir. Bakraçlardan geniş bir sahana boşaltılan bu yemekleri ırgatlar aynı sahandan yerler. En son yiyecek “oğalamaç”tır. Oğalamaç, ekmeğin yoğurda doğranmasıyla oluşur. Oğalamaç yenilirken artık karınları doymuş ırgatlar çeşitli muziplikler yapmaya başlarlar. En sonunda oğalamaç tası açıkgöz bir ırgat tarafından diğer bir ırgadın kafasına ters bir şekilde geçirilir. Yemek bitmiştir.
Irgatlar oraklarını bilerler. Bu arada orakların muzip birisi tarafından saklanmamasına özen gösterilir. Halk arasında çalışanları engellemek isteyenlere “ırgat orağı gizleme” şeklindeki uyarıcı bir deyim türemiştir. Yemekten sonra ırgatlar bir saat kadar dinlenirler. “Gölgeler sallanmıştır” Yani öğleden sonrasının ferah havası başlamıştır.
İmeceye katılanlar tekrar öğnere dururlar. Öğleden sonraki kısım daha azdır. Bir sonraki gün kimin ırgat edeceği Köydeki günlük olaylar, gurbet, köyden bir an önce kurtulup daha rahat bir yaşam ortamının aranması gibi konular konuşma temalarıdır.
Yine öğnerci başının uyarısı  ve başlatmasıyla ırgatlar kendi yaşam ve özlemlerine uygun maniler söylerler.
Ekin ektim yollara
Yedirmedim mallara
Yedi yıldır yar sevdim
Bildirmedim ellere

Ekin dikilen yere
Deste dökülen yere
Can kurban canım kurban
Kekül dökülen yere

Ekin ektim az kaldı
Tel kırıldı saz kaldı
Katlan yüreğim katlan
Kavuşmaya az kaldı
 
Ekin konulu maniler söylenir gider. Öğnerci başı işi monotonluktan kurtarmak için ırgatlar arasında bazen mani yarışması da açar. En anlamlı mani hangisidir? Güzel tasvirliler mi? Ezik içerikli maniler mi? Gurbet manileri mi? Çoğu zaman bunların içinde en iyisini bulmak güçleşir.
Sevdiği gurbete gitmiştir mani söyleyenin. Onu götüren gurbete “intizar eder” bazen:
İstanbul evrülesin
Evrüle çevrülesin
Aldın gittin yarimi
Dibinden devrülesin.

Bazen de gurbete gidenden fayda bulamamıştır. Yoksulluk tak etmiştir canına:
Et yerük direminen
Derdimiz vereminen
Geldi geçti ömrümüz
Bir kuru selamınan

Kimisi de yeni sevmeye başlamıştır. Dünyasında sevdiğinden başkasını gözü görmez. Her yerde onu anmakta, her yerde onu görmektedir:
Yaylanın çiçekleri
Yayulur inekleri
Koyun yağına benzer
Yarimin bilekleri

Biter mi dertler taşlı tarlada. Ömür biter dert bitmez. Kiminin de sevdiğini alamadığı olur. O da dertlidir:
Kuş kadar olamadım.
Dallara konamadım
Viran kalası köyde
Sevdim de alamadım

Bir başkadır maniler tarlalarda. Yorgunlukları unutturur. İmeceye katılanlar sanki mani söylerden dinlenirler.  Kollarının çalıştığının farkında bile değillerdir. Çalışmak onlar için yürümek gibidir adeta.
Akşam yaklaşmış, ırgatlar öğneri iyice küçültmüşlerdir. “Kocayan öğner” akşam üzeri de bir türlü bitmez. Yorgunluk iyice kendini hissettirmeye başlamıştır. Biraz yaşlı olanlar gençler için “ben sizin gibiyken...” deyi başlayan sözlerle gençliklerini anlatmaya çalışırlar. Son biçenler yine gençler olur. Öğner bitmiş, “tarla kurtulmuştur”.
Irgatlar üzerlerinden çıkardıkları diğer giysilerini astıkları ağaç dallarından alırlar. Köyün yolunu tutarlar. İçlerinde yorgunluktan kurtulmanın garip mutluluğuyla.
Bir başka günde, bir başka tarlada yine birlikte, yine manili, türkülü imecede buluşmak, bütün zorluklara, yorgunluklara rağmen özlemleridir.
Tek çalışarak bitmez ekinler, kurtulmaz tarlalar.
                                                               
                                                       ***














Benzer Yazılar

1 yorum

  1. İmece kültürü insani değerlerin en yücesini içinde taşımaktadır. Bu hikaye sevdasını sevdiğine bir ömür boyu söyleyemeyenlerin anısına yazılmış. Mithat Hocam'a teşekkür ederim. Nedim GÜRSOY

    YanıtlaSil